Bazen insanın aklına öyle bir soru düşüyor ki, cevabını kendisinden bile saklıyor. “Ben senin hayatının neresindeyim?” diye sormak kolay değil. Çünkü bazen cevaptan değil, cevabın ne olacağından korkuyor insan.
Bir insanın hayatında olmak sadece yanında bulunmak değildir. Onun sevincinde aklına gelmek, derdinde aranmak, güzel bir haber aldığında paylaşmak istemektir. Bazen bir telefon, bazen içten gelen bir “Nasılsın?” bile insana kendini değerli hissettirebilir.
Ama ya hep biz soruyorsak?
Hep biz arıyor, hep biz düşünüyor, hep biz bir adım atıyorsak… Bir süre sonra insan ister istemez kendine soruyor: “Ben bu hayatın neresindeyim?”
Belki de hayatımızda bazı insanlara verdiğimiz değeri, onlardan gördüğümüz değerle karıştırıyoruz. Onları hayatımızın merkezine koyarken, onların hayatında belki de küçük bir köşede olduğumuzu fark ediyoruz.
Ben artık şuna inanıyorum; insan kendini kimsenin hayatında zorla bir yere koymamalı. Değer veriliyorsa güzel, seviliyorsa güzel, aranıyorsa güzel… Ama bunların hiçbiri yoksa, insan biraz geri çekilip kendine bakmalı.
Çünkü bazen en önemli soru “Onun hayatında neredeyim?” değil, “Ben kendi hayatımda neredeyim?” olmalı.
Belki de kendimizi başkalarının hayatındaki yerimize göre değil, kendi kalbimizdeki değerimize göre ölçmenin zamanı gelmiştir.
Hayat kısa…
Bizi gerçekten isteyenlerin yanında, kendimizden eksilmeden yürümek en güzeli.
Ve bazen bir insanın hayatından çıkmak kaybetmek değil, kendini yeniden bulmaktır.
